M.Ali AYKIN

Kendi Halinde Bir Site

 
 

..............................................................

...................................................................HACC-I  EKBER

............Geçmişte, nüfus yoğunluğu pek fazla olmadığından, belki de motorlu taşıt araçları az olduğu için, mezarlıklar yerleşim merkezlerinin yakınında bulunurdu. Yağışlı olmayan günlere rastlayan Kurban Bayramlarında, bayram namazını kılmak için, namazgâh olarak hep mezarlıklar seçilirdi. Sabahın erken saatlerinde, büyükler çocuklarının elinden tutarak, onları bayram namazına götürür, birlikte vaizi yaşlı gözlerle dinlerlerdi. Namazdan sonra eve geldiklerinde, çocuklar belleklerinde kalan vaaz kırıntılarını annelerine anlatıp, bayramlık olarak da onların hayır duasını alırlardı. Tüm dinsel kural ve koşullar gibi, bayram namazları da ölüm korkusuna alet edilir; vaizler ölüm temasını işleyerek, sözümona müminleri doğru yola sevk ettirdiklerini sanırlar; ne var ki, Tanrı’nın “Kimi dilerse (onu) doğru yola sevk…Enam-39” edeceğini bilmeyecek kadar Kur’an’dan bihaber olan vaizler, kulaktan dolma vaazlar vererek, insanların yaşama azim ve heveslerini kırmayı başarı sayarlardı.
............Vaiz, bayram namazından sonra, Kurban Bayramının anlam ve önemini içeren bir konuşma yapar ve özetle şunları anlatırdı: “Tanrı, Hz. İbrahim’e düşünde, oğlu İsmail’i kurban etmesini bildirir. Hz. İbrahim de bu bildiriye uyarak, küçük İsmail’i kurban edeceği yere götürüp, ellerini ve gözlerini bağlar. Tam bıçakla boğazını kesmek üzere iken, Cebrail gökten bir koçla iner ve İbrahim’e, İsmail’in yerine koçu kurban etmesini söyler. Vaiz bu olayı, uydurma hadislerle süsleyerek, en ince detayına varıncaya kadar açıklar ve saatlerce konuşurdu. Hele, biraz da hitabet gücü kuvvetli ise, müminler vaizi huşu ve ibretle dinlerken, gözyaşlarını tutamazlardı.
............Her yıl, Kurban Bayramında yinelenen bu konuşmalar, cemaatin belleğine öylesine nakşedilirdi ki; insanların, kul olmaktan gurur duyacak hale gelmeleri sağlanırdı. Zaten, vaizin amacı insanların Tanrı’ya, peygambere, şeyhe, ağaya ve patrona olan kulluklarını pekiştirip, onlara bu dünya yaşamını kötü göstererek, öbür dünya yaşamına özendirmek; böylecene, toplumun egemen güçlere kesin olarak baş eğmesini sağlamaktır.
............Gel gör ki, Yahudiler ve Araplar “atamız” diyerek Hz. İbrahim’i paylaşamazlar. Dinsel metinlere göre Araplar, İbrahim’in cariyesi Hacer’den olan oğlu İsmail’in; Yahudiler ise, eşi Sara’dan olma oğlu İshak’ın soyundan geldiklerine inanırlar. İshak Yahudiler için ne denli önemli ise, İsmail’de Araplar için o kadar önemlidir.
........... Dinsel metinlerde yer alan söylencelere göre, Hz. İbrahim bir gece düşünde, Tanrı’ya vermiş olduğu sözü yerine getirmiş olmak için, oğlunu  kurban edecektir. Ancak, bu kutsal olayın kahramanı kim olacak! İshak mı yoksa İsmail mi? Her iki ulus da, bu kutsal göreve kendi atalarının seçilmiş olduğunu savunmaktadır. Olay
Kur’an’da şöyle betimlenir: ”Çocuk İbrahim’le birlikte koşup gezecek yaşa gelince İbrahim: Ey oğulcağızım! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Bir düşün ne dersin? dedi. Çocuk dedi ki: Ey babacığım! Sana emredilen ne ise onu yap. İnşallah, benim sabredenlerden olduğumu göreceksin. İkisi de Allah’ın emrine teslim olunca İbrahim, oğlunu alnı üzere yere yatırdı. Biz ona: Ey İbrahim! Rüyana sadakat gösterdin. Şüphesiz ki biz, iyi hareket edenleri böyle mükâfatlandırırız, diye seslendik. Gerçekte, bu apaçık bir imtihandı. Onun (İsmail’in) yerine kesilmek üzere bir koç ihsan ettik. Saffat-102”
............Ayetlerde kurban edilecek çocuğun kim olduğu belirtilmezken, Kur’an  çevirmeni, parantez  içerisinde (İsmail) adını ayete  sokuşturmayı ihmal etmez. Dinsel metinlere göre İsmail, İshak’tan yaşça daha büyüktür. Kurban edilecek çocuğun “İbrahim’le konuşup gezecek yaşta” olması, yaşça büyük olan İsmail’e daha uygun  düşmektedir. Dolayısıyla, Kur’an’a göre bu durum, kurban edilecek çocuğun, İsmail olma savını  güçlendirdiği için, çevirmen de bu kanaate varmış olabilir.
............Ne var ki, Hz. Muhammet her zaman yaptığı gibi, bu olaya da bir açıklık getirmeyerek, İslâm ulemasının kafasını karıştırmayı başarır. Olayın kaynağı olan Tevrat’a göz atmayı akıl edemedikleri için, görüş birliğine varamayan ulema, kurbanın kim olduğuna bir türlü karar veremez. Ulemanın bir kısmı, kurban edilmek istenilen çocuğun İsmail olduğunu, bir kısmı da İshak olduğunu savunur. Gerçek kurbanlığın kim olduğu saptanamadığı halde, olayın tarihi saptanarak o gün Hacc-ı Ekber (Kurban Bayramı) olarak kabul edilir. Gel gör ki, Kur’an’ın Saffat suresinde, İbrahim ve oğlu arasında geçen diyalog o denli ilginç ve dehşet verici ki; yüce Tanrı’nın bir çocuğu böyle konuşturmasına şaşmamak elde değil.
............Tevrat’a göre Tanrı, Hz. İbrahim’i denemek için oğlunu kurban olarak kendisine adamasını ister. Hz. İbrahim de yazgısına boyun eğerek, yüz yaşından sonra sahip olduğu sevgili oğlunu kurban etmek zorunda kalır. Olay Tevrat’ta şöyle betimlenir: “İbrahim orada bir mezbah yaptı, oğlu İshak’ı bağlayıp mezbahın üstüne yatırdı ve İbrahim oğlunu boğazlamak için bıçağı aldı. Tekvin-Bap–22/9” Kur’an’da olduğu gibi tam bu sırada “Bir koç çalılıkta boynuzlarından tutulmuştu. İbrahim koçu aldı ve onu oğlunun yerine kurban olarak takdim etti. Tekvin. Bap–22/13”
............Olayın kaynağı olan Tevrat’ta, kurban edilecek çocuğun adı açıkça belirtildiği halde, Hz. Muhammet bu kutsal görevin kahramanını Yahudilere kaptırmamak için, olayı Tevrat’taki aslına uygun olarak sureye aktarır; fakat İshak’ın ismini anmayarak, tartışma ortamının doğmasına neden olur. Nasıl ki Hz.Muhammet, İbrahim’in ateşe atılması olayını tam olarak açıkladığı halde; Kral Nemrut’un adını vermeyerek, İslâm ulemasını merak içerisinde bırakıp, tartışmaya zemin hazırlamışsa; bu olayda da, kurbanın ismine değinmeyerek, ulemanın ikiye bölünmesine neden olur. Hem, İslâm uleması tüm bu tartışmalara, Tanrı’nın hikmetinden sual olunmaz mantığıyla yaklaştığından, olayı  pek önemsemez.  
............Yaratılan bu toz duman ortamında, her kafadan bir ses çıkmaya başlar. Ulemanın bir kısmı, “İbrahim’e: Tanrı, sana Sara’dan olan bir çocuk ihsan ederse, onu Tanrı rızası için kurban etmeyi nezretmiştin,  bu nezrini yerine getir, denildi. Bunun üzerine İbrahim oğlu İshak’a: Gidelim de Tanrı rızası için kurban keserek sevap kazanalım, dedi. İbrahim eline ip ve bıçak aldıktan sonra, İshak’la birlikte kurban kesilecek yere gittiler. İshak o’na: Ey babacığım! Kurbanlığın nerede? diye sordu. İbrahim: Ey oğul! Ben rüyamda seni kurban olarak boğazlayacağımı gördüm, dedi. Oğlu: Ey babacığım! Aldığın emri yerine getir, dedi. İbrahim oğlunun el ve ayaklarını bağladıktan sonra, bıçağı boğazın üst tarafından geçirdi ise de bıçak kesmeyince, İbrahim etrafına baktığında bir koç gördü. Koçu yakalayarak, oğlunu serbest bıraktı. Ve koçu Tanrı’ya kurban etti. Milletler ve Hükümdarlar Tarihi. C.1,sf-373”
............Görüldüğü gibi ulemanın bir kısmı kurban edilecek çocuğun İshak olduğu görüşünde. Bir kısmı da “İsmail’in yerine getirilmesi vacip olan amelleri yapabileceğini ümit ettiğinde; İbrahim, oğlunu kurban keseceğini rüyasında gördü. O’na: Ey evladım! İp ve bıçağı al da odun kesmeye gidelim. a.g.e.C.1,sf-375” diyerek olayı aynen yineler; ancak bir farkla, o da kurban edilecek çocuğun İsmail olmasıdır. 
............Ve böylecene, Kurban Bayramı namazlarında akıtılan onca mümin gözyaşlarının; İsmail için mi, yoksa İshak için mi akıtıldığı belli olmaksızın, bayram namazları sürüp gider!