....................................Çiçeği Burnunda Bir Milletvekilinin Türban Çelişkisi
..........Çok değil, bundan dört beş yıl önceydi; televizyondaki bir tartışma programında, tesadüfen bir konuşmacıyı izledim, dünyam değişti. O güne değin tanımadığım biriydi; ancak, ad ve unvanını program sırasında geçen altyazıdan öğrendim. Ne var ki, söylemine, konuşurken gülümseyen yüzüne ve de konulara hakimiyetine cidden hayran kalmıştım. Program sona erdiğinde, o sevecen sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyordu. Sanki büyülenmiş, onu her programda arar olmuştum. Herhangi bir programda ona rastlayınca, yitiğimi bulmuş gibi seviniyordum.
..........Gel gör ki, konuşmacıma hayranlığım günbegün artıyordu; bir bardaktan su boşaltır gibi rahat konuşmasıyla, ille de olaylara akılcı yaklaşımıyla, âdeta beni kendine ram etmişti. Şu kadar ki, benim bu tek yanlı saygı ve sempatim, 22 temmuz seçimine değin sürdü; ancak, yıllarca kendime örnek aldığım konuşmacımı, seçimden önce, görüşlerine karşı olduğum bir partiden aday olduğunu öğrenince, dünya başıma yıkıldı. Fakat, o günlerde Cumhurbaşkanlığı seçimi, gündemdeki yerini koruyordu; dolayısıyla, saygın konuşmacımın Cumhurbaşkanlığına aday gösterilebileceğini düşünerek, kendimi teselli etmeğe çalıştım. Zira, büyük Atatürk’ün makamını dolduracağına canı gönülden inanıyordum. Ne yazık ki, aday gösterilmeyince, bu düşüm de fiyaskoyla sonuçlandı.
..........Sonunda saygın konuşmacım milletvekili oldu ve kendisini atayan(!) genel başkanına cemile olsun diye, sıcağı sıcağına yaptığı bir konuşmada, bir de baktım ki anayasanın renksiz olması gerektiğini savunuyor. Büyük bir olasılıkla, konuşmacım açısından her şey normaldi; ancak, uyguladığı bayat taktiği geçmişte çok görmüştük. Hani, mensup olduğun politik görüşü içtenlikle savunurken, birdenbire yüz seksen derecelik bir dönüş yaparak, eski görüşünü yadsımasa bile ayaklar altına alıp, (Konuşmacım, hâlâ sosyal demokrat olduğunu savunmakta; fakat, inandırıcı olduğunu sanmıyorum) bundan soyut ve de somut rant sağlarsın ya! İşte olay bu denli basit! Olay basit olmasına basit ama, sen gel bir de bana sor; saygın konuşmacımın böylesine primitif bir yol seçmesi, beni cidden düş kırıklığına uğratmıştı.
...........Gel gör ki, konuşmacım öğlesine hızlı çıkmıştı ki, deme gitsin! Seçim sonrası katıldığı bir panelde, kırk yıllık politikacılara taş çıkartırcasına, türbana ilişkin görüşlerini şöyle savunuyordu: “Kamusal alan sayılan üniversitelerde, hizmet veren görevlilerin türban takmaları yasal olarak mümkün değildir. Ancak, türbanlı bir yurttaş nüfus veya tapu dairesinden nasıl hizmet alıyorsa; hizmet alan konumundaki türbanlı öğrenciler de, üniversitelerden öyle hizmet alabilmeliler. Bunun aksini düşünüp, savunmak çağdışılıktır.”
...........Eğer, bu görüşler saygın bir bilim adamının değil de, sıradan bir politikacının olsaydı, belki burun kıvırıp geçebilirdiniz. Gel gelelim, içteki ve dıştaki tüm yüksek mahkemeler, üniversitelerde öğrencilerin türban kullanmasının yasaklanmasına değgin nihai kararlarını vermiş oldukları halde; davanın şimdilik hukuksal yönden kapanmış olduğunu, iyi bir hukukçu olan konuşmacımın bilmemesine olanak yok. Hâl böyle iken, böylesine içi boş bir savunma yapması, ne acı değil mi?
...........Hele, bir fakülteye sürekli olarak dört beş yıl devam eden ve o fakültenin mütemmim cüzü haline gelen öğrencilerin; yaşam boyu birkaç kez, hem de beş on dakikalığına tapu veya nüfus dairesine işleri düşen yurttaşlarla aynı kefeye konulması kadar, öznel ve sığ bir kıyaslama olabilir mi? Eğer, adil ne nesnel bir kıyaslama yapacak olursak, öğrencileri avukatlarla kıyaslamak daha gerçekçi olur. Zira, avukatlar nasıl yargının bir uzvu, bir mütemmim cüzü iseler; öğrenciler de, üniversitelerin uzvu ve mütemmim cüzleridir. Dolayısıyla, yargı organlarının herhangi birinden hizmet talep eden yurttaşların vekili sıfatıyla, türbanlı avukatlar, kamusal alan sayıldığından mahkeme salonuna yasal olarak nasıl alınmıyorlarsa; hizmet alan konumundaki türbanlı öğrenciler de, kamusal alan sayılan üniversitelere, aynı gerekçeyle alınmamaktadır. Bundan doğal ne olabilir ki!
...........Hem, bir an için türbanlı öğrencilerin üniversitelere kabul edildiklerini varsayalım; ve diyelim ki, türbanlı bir öğrenci herhangi bir hukuk fakültesinden mezun oldu; ancak, başındaki türbanı çıkarmadan yargıçlık, savcılık, avukatlık veya mezun olduğu dalda öğretim görevlisi olarak çalışması, konuşmacıma göre olanaksız. Çünkü, bu uğraş alanlarında çalışanlar, kamusal alanda hizmet veren konumunda olduklarından, türbanlarını çıkarmak zorunda kalacaklar. Dolayısıyla, bu türbanlı öğrenciler kamusal alanda görev almak için olsa bile, türbanlarını çıkarmaları kabil olmadığından; (Zaten, bunlar türbanlarını çıkaracak olsalardı, öğrenci iken çıkarırlardı.) bu gibilerin evlerinde oturup, AKP nin kamusal alanda hizmet verenlerin de, türban kullanımını serbest bırakacak yeni düzenlemeler yapmasını beklemekten başka, yapacak bir şeyleri de yok hani!.........................
............Gelgelelim, benim saygın konuşmacım, kısa bir sürede politik ortamla öylesine hallihamur olmuştu ki, deme gitsin! Her ne kadar, kendisininkine benzer bir taktik uygulayan Sn. Ertuğrul Günay gibi bakan olamamıştı; ama, yine de bir baş olmuştu, hem de Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı. Eh! Ne diyelim, hayırdua etmekten başka elimizden bir şey gelmez ki! Tanrı, vatana ve de millete hayırlı, kademli kılsın.
|