M.Ali AYKIN

Kendi Halinde Bir Site

 
 
 


.....................................................................Sokak Satıcısı

..............Sokağın başındaki yaşlı satıcının gür ve cırlak sesi, apartmanların arasında üst perdeden yankılandı :
..............“Plancı geldi, plancııı! Kalkınma planlarım var!.. Demokrasiyi geliştirme planlarım var!..Sivil anayasa planlarım var!..Plancııı!” dedikten sonra, çevresindeki apartmanların balkon ve pencerelerinde bir hareketlilik var mı diye, bakışlarını havada şöyle bir gezdirdi, ardından “El değmemiş darbe planlarım var! Dumanı üstünde planlarım vaaar!” diye avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı.
..............Belli ki, en popüler malzemesi buydu; hem, piyasaya daha yeni sürülmüştü.
..............Az sonra, apartmanlardan birinin balkonunda orta yaşlı bir kadın göründü ve tahrik edici bir sesle :
..............“Hu! Huuu!” diye seslendi. Devamla, “Hani balta mı, çekiç mi ne diyorlar, ondan var mı?”
..............Sesi duyan yaşlı satıcı :
..............“Var hanımefendi var!” dedi. Ardından balkonun bulunduğu apartmana doğru koşarken, “Sizin istediğiniz balyoz darbe planı; hem de,  âlâsı var,” diyordu.
..............Yaşlı satıcı, kendisinden beklenilmeyen bir canlılıkla, apartmanın açık kapısından içeri daldı ve mermer basamakları tırmanarak, dairenin kapısına dayandı; zaten kadın, kapıda kendisini bekliyordu. Satıcı hemen çantasını açtı ve en üstte duran broşürlerden birini alıp, kadına uzattı; kadın broşürü alır almaz, adamın eline bir adet beşlik banknot tutuşturdu. Yaşlı adam, banknotu “Bereket versin” kabilinden tıraşsız yüzüne sürterken, hızla basamaklardan aşağıya iniverdi.
..............Kadın kapıyı örttükten sonra, seke seke salona geçti; salonda saçı sakalı uzamış, çirkin göbekli bir adam, maroken koltuğa gömülmüş gazete okuyordu.
..............Kadın ona yaklaştı ve gayet cana yakın bir edayla :
..............“Kocacığım! Bak sana ne aldım,” dedikten sonra, elindeki broşürü sehpanın üzerindeki gazetelerin yanına usulcana bıraktı.
..............Çirkin göbekli adam, broşürü eline alıp başlıklara şöyle bir göz attıktan sonra, dikkatini çeken bir başlığın altındaki metni okumaya başladı. Okudukça hop oturup hop kalkıyor, arada bir dudakları arasından “Vay! Vay!” sözcükleri dökülüyordu. Zaten, adam şahtı, şimdiki hâliyle tam şahbaz olmuştu.
..............Az sonra, birdenbire dikeldi ve oldukça ciddi bir ifadeyle :
..............“Hayatım!” dedi. “Bunları okuyunca kanım donuyor. Baksana selâtin camilerini bombalayacak, kendi jetlerimizi düşürecekmişiz.”
..............Kadın kocasının şaşkın hâlini görünce, neşeli bir havayla :
..............“Vallahi haklısın canikom!” dedi. “Böyle kanın donunca, daha şeker oluyorsun.”
..............Çirkin göbekli adam, eşinin gönül okşayıcı sözlerini ciddiye almış olmalı ki; şiş göbeğini hart hart kaşırken, koltuğa iyicene yayılıverdi.
.............................................................x x x x x x x x x x x x x x x x x
..............Basından, kamuoyuna “Balyoz Darbe Planı” olarak lanse edilen davanın iddianamesini kabul eden mahkemenin; muvazzaf ve emekli 102 şüpheli subay hakkında tutuklama emri çıkardığını öğreniyoruz. Keza, basından öğrendiğimiz kadarıyla, önce I. Ordu bölgesi dahilinde bulunan yerleşim merkezlerindeki camiler bombalanacak, kendi jetlerimiz düşürülüp Yunanistan’ın üstüne atılacak; böylecene yaratılan kaos ve kargaşa ortamından yararlanılarak, darbeye davetiye çıkartılmış olunacakmış.
..............Kaldı ki, daha önce cumhuriyet mitingleri için de aynı sav ileri sürülmüştü; gelgelelim, yapılan mitinglerin hiçbirinde olay çıkmadığı gibi, tek bir kişinin bile burnu kanamamıştı. Yani, ortaya atılan iddialar, bu denli çürük. Hem, amaç darbeye davetiye çıkarmak ise, ülkemizin dört bir yanında isyan hareketleri görülmekte, dağlarda ve kentlerde oluk oluk kan akıtılmakta, dolayısıyla  her gün provokasyon olayları yaşanmaktadır.
..............Diyelim ki, balyoz darbe planı gerçek; ancak, buna darbe denilmez ki! I. Ordunun karargâhı İstanbul’da; İstanbul nere, başkent Ankara nere? Olsa olsa, bu bir başkaldırı olabilir. Hem bu planın neresinden bakarsan bak, bir çelişki yumağı.
..............Şöyle ki :
..............2003 yılının mart ayında, sözde cuntanın başı olan I. Ordu Komutanı, bir salonda ve 160 subayın huzurunda, yapacağı darbenin planını açıklıyor; o tarihten sonraki 6 yıl içerisinde, katılımcılardan tek bir çürük yumurta çıkıp da, bu darbe planını yetkili makamlara ihbarda bulunmuyor. Eğer bu olgu gerçekse, o 160 subayı alkışlamak lâzım. İşte, davaya sadakat böyle olmalı. Ne var ki, bu olanaksız. Darbeler ve ihtilaller tarihi hakkında az çok bilgi sahibi olan bir kimsenin, bunu ciddiye alması düşünülemez.
..............Büyük olasılıkla, I. Ordu Komutanı anayasayı tebdil, tağyir ve de ilgaya teşebbüs suçu işlediğini; bunun da cezai müeyyidesinin -idam cezası kaldırılmış olduğundan- müebbet hapislik olduğunu bilmiyordu(!). Eğer bilmiş olsaydı, bu açıklamayı torununun sünnet töreninde yapar, böylecene davetlilerin hediyesiyle de, darbe girişimini finanse etmiş olurdu.  
..............Hâl böyle iken, Genelkurmay Bşk.nın, TSK’ya karşı asimetrik psikolojik harekât başlatıldığını her platformda yinelemesi, çok acı ve şaşırtıcı. Eğer Genelkurmay Başkanı ve kurmay heyeti, saldırının TSK’ya yapıldığına gerçekten inanıyorsa, büyük bir zafiyet. Bu asimetrik psikolojik harekâtın, aslında TSK’ya değil de, subay camiasına karşı  yapıldığını; arkasında da dolaylı olarak hükümetin bulunduğunu, Genelkurmaydan başka görmeyen, bilmeyen kalmadı.
..............Gel gör ki, Orhan Pamuk’un “Bir ihtilal olduğunu, sokaklarında iki tankın ağır ve karanlık hayaletler gibi dolaştığı şehirde, en azından tuhaf bir şeyler döndüğünü bütün Kars anlamıştı; ama, her şey televizyonda gösterilen bir oyunun ve pencerelerin önünde, eski masallardaki gibi, hiç durmamacasına yağan kar’ın eşliğinde gerçekleştiği için bir korku duygusu yoktu. Siyasetle uğraşanlar, biraz endişeleniyordu, hepsi o kadar. Kar. sf-171” diye kurguladığı ve tamamıyla bir hayal ürünü olan ihtilal senaryosu bile, I. Ordu Komutanının hazırlamış olduğu darbe planından daha gerçekçi.
                Ne var ki, 6 yıl sonra birisi çıkıp bir valiz dolusu belgeyi, cami avlusuna bırakılan gayrimeşru bebek gibi, o malum gazetenin kapısı önüne bırakıyor; gazete de, bunu haber yapınca, savcılık belgelere el koyuyor; böylecene kamuoyu gibi biz de, bu millete ihanet(!) planından haberdar olmuş oluyoruz.